top of page

 İSLAMDA ŞEFAAT GERÇEĞİ

    Arapça bir kelime olan Şefaat sözcüğünün günlük kullanımda pek çok anlamı varsa da,  İslami İlimler terminolojisinde ıstılah manası, Allah( CC)’ın katında makbul, şefaate liyakatli ve izinli olan bir zatın günahkar bir mümin için Yüce Yaradan’dan af talep etmesidir.

       Tarihin seyri içerisinde İslam toplumunda  Harici, Mu’tezile ve Vahabiler’in dışındaki, mezhep meşrep ve itikat grupları  Kur’an-ı Kerimdeki ayetler ve  Hz. Muhammed (s.a.s)’in hadisleri doğrultusunda: Peygamberler, melekler, ,alimler,   veliler, sıddikler,  şehitler, salihler ve çok küçük yaşta (sabi) vefat eden çocukların mahşerde bazı Müslümanlara şefaat edeceği inancı  konusunda birleşmişlerdir; buna  icmâ denilmektedir. Ancak son zamanlarda İslam coğrafyasında Hz. Muhammed (s.a.s.) ’in nüfuz ve muhabbetini kırmak isteyen bazı yeni  “misyon akımları”  Peygamberlik kavramını daraltıp onları sıradan insanlar mertebesine indirmeyi hedeflemektedirler. Bu amaçları doğrultusunda şefaat konusunu da tartışmaya açarak, yeterince araştırma imkanı bulunmayan saf Müslümanları aldatıp,   sapkın düşüncelerine taraftarlar bulmaya çalışmaktadırlar. Maalesef bu kervana son yıllarda isminin önünde bazı unvanlar bulunan akademisyenler de katılmaya başlamıştır.

    Doğal zenginliklerinden dolayı ilerden beri İslam coğrafyası üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan emperyalistler, İslam Dininin –yeni deyimle- DNA’sı ile oynayıp içini boşaltarak insanları imandan ve ümmet bağından uzaklaştırma gayreti içerisindedirler. Bu faaliyetlerini  misyoner ve oryantalistler vasıtasıyla  yürüttükleri gibi , toplulukların bünyelerindeki kalbi hastalıklı  ve  nefsinin  arzu ettiği  toplumsal statüye  erişememiş kaprisli insanları  ele geçirerek, planlarını onların eliyle  yürürlüğe koymuşlardır.  İslam tarihinde birçok örneği olduğu gibi yakın tarihimizde  ekilen fitne tohumları yeşertilerek,   Müslümanları bir birine kıydırtıp  Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması sağlayarak   emelleri  önündeki “en büyük  engeli”  ortadan kaldırmış  oldular…

       Ülkemizin bir çok ilinde küçük gruplar  olarak görülen, “Yeni Vahabilik  Akımı” taraftarlarına  göre :”Hz. Muhammed’in görevi Kur’an’ın tebliğ ile sona ermiştir.” ( !).”   “Vefatıyla İslam  toplumu  üzerinde herhangi bir etkinliği kalmadığı gibi,  öbür alemde de  şefaat yetkisi bulunmamaktadır.” ( !).” “Elde Allah (C.C.)’ın indirdiği Kur’an  bulunmakta biz Kur’an’ı okuyarak onu anladığımız gibi yorumlayarak dini esasları ondan öğrenerek uygulayabiliriz”( !).”Kur’an’ı anlamaya insan aklı  yeterli olduğu için, onu yorumlayıp ,  bize uygulamayı gösterecek herhangi bir merci. Alim, mürşit gibi zatlara ve bu konularda yazılmış kitaplara ihtiyacımız yoktur.” ( !). Ayrıca  Yüce Allah (C:C)’ın Adaletini de kendilerince yorumlayarak : “Bir günahkarın günahları şefaat yolu ile bağışlanıp cennete girmesi sağlanırken,   diğer bir günahkarın  şefaatçisi olmadığından cehenneme gitmesi  Allah’ın  adaletine sığmaz(!)” diyerek, şefaat kurumunu reddetmekte, hatta daha da ileri giderek şefaate inanan Müslümanları  “gizli şirkle” itham etmektedirler. Bu yazımızda konuyu fazla genişletmeden Kur’an Ayetleri ışığında, şefaat ve son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) ’in şefaati üzerinde durmaya çalışacağız.

       ŞEFAATİN HİKMETİ

      Yüce Mevla,  yarattığı kullarını Rabbi olduğu için, onları eğitip,  terbiye ederek, yetiştirip cennetine hazırlamaktadır. Çocuğu yetiştiren annenin şefkatinin ana kaynağı El-Rahman ve el-Rahim sıfatlarıyla Rabbimiz  olduğu gibi, müşfik bir  öğretmen,  sa-bır ve    sebatını  da  O’ndan almaktadır.  Anneler çocuklarını yetiştirirken yaptığı pek çok hatasını hoş görerek affederler. Dışarıdan bakıldığında merhametleri sınırsız gibi görünürse de bazı  önemli noktalarda sınırları vardır. Ancak el- Tevvap , el-Afuv, el-Gafur  ve  el-Rauf  gibi sıfatları bulunan Yüce Allah(C.C.)’ın mümine olan affı, şirk   ve kul hakkı  gibi özel konumlar hariç  sınırsızdır.

      Rabbimiz çeşitli vesilelerle kullarını affetmek ister ve bundan da oldukça hoşlanır. Bu nedenle  dinine ve  ilkelerine  hizmet eden peygamberlerle onlara yardımcı olarak “Ensarullah” ve velayet  makamına yükselmiş    kullarına da , şefaat etme izni vermiş  ya da verecektir. Bu husus O’nun  mülkünde ortaklık olmadığı gibi, Zat-ı Akdesinin  el-Adil ve el-Melik sıfatlarını sergileyen, Azamet-i  Kibriya’sının da tescilidir.  Böylece hem af ve mağfiret etmek istediği kulları için vesile yaratıp, hem de sevdiği kullarının üzerine diğer kullarının dikkatini çekerek, onların cennetlerde yükselttiği makamlara liyakatli olduklarını göstermeyi arzu etmektedir.

        Yüce Rabbimiz bazı kullarına şefaatçilik yetkisi verdiğini Kur’an-ı Kerimde şöyle bildirmektedir.“O’nun izni olmadıktan sonra hiçbir şefaatçi şefaat edemez.” (Yunus, 10/3) Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez. ([Meryem 19/87) Ayeti Celilede bazı kullarına şefaat izni ver(diği)eceği açıktır. Rabbimizin dilediğine peygamberlik, ilim, Muhabbetullah/ İlahi Aşk, Velayet,   Sıddıklık, Şahitlik, Şehitlik ve Salihlik gibi mertebeleri vererek nasıl onurlandırdıysa, şefaat yetkisi vererek de yüceltmiş ve hesap gününde dualarını kabul ederek onları onurlandıracaktır. Bu konuda Yüce İradesini engelleyecek herhangi bir güç ve merci yoktur. Nitekim, “O gün, Rahman’ın şefaat izni verip sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” (Tâ-Hâ, 20/109) Ayetiyle izin verdiği kişilerin şefaatinin faydalı olduğunu belirtmektedir. Nitekim, “İman edip salih amel işleyenlerin dualarına icabet eder. Lutfundan, fazlasını da verir” (Şurâ 43/26)  Dua ve yakarışı kişinin kendine yapacağı gibi, bir başka müminden  talep etmesi de  fazilettir. Hayra yapılan dualar Rabbimiz lutfuyla karşılık bulmaktadır.  Bu nedenle Salihlerin duası, Müslümanlar için rahmet, bereket ve şefaattir. Önemli nokta,”şefaat iznini veren de, şefaatçinin dua ve talebini kabul edende Yüce Allah( CC)’tır”. “De ki: Bütün şefaat sadece Allah’ındır.” (Zümer, 44)  Yukarıda da belirtildiği gibi başkasının şefaat yetkisi, Allah’ın izni ile mümkün olacaktır. Bir de  bütün şefaatçiler Rebbü’ l Aleminin koyduğu sınırlar dahilinde şefaat edebileceklerdir. Görüldüğü gibi, “Yüce Allah’ın her tasarrufunda adalet ve denge bulunmaktadır”; böyle olunca şirk bu inancın neresindedir?

     Şayet bir kimse Rabbin iradesini ortadan kaldırarak, “ falan şahıs beni Cehen-nemden kurtarır.” demesi nasıl yanlışsa;”yaptığım ibadetler beni cehennemden kurtarır.” demekte, o derece yanlıştır. Ancak : “Falan şahıs bana ilmi ve deneyimiyle yol göstererek cehennemden kurtulmama vesile olabilir.” ve “ibadetlerim beni güzel ahlaka eriştirerek yararlı işler yapmamı sağlayarak, beni Cehennemden uzaklaştırabilir..” Yine şefaat sahibi zatlara yönelerek , “Ey Allah’ın Salih kulu, sen Rabbimizin huzurunda makbul ve muteber bir  insansın,  şu sıkıntımın giderilmesi için O’na  dua ve niyazda bulunmanı istirham ediyorum.” demek, daha doğru ifadelerdir.

      Burada akla şu sorular gelebilir, kendisine şefaat yetkisi verilenlerin şefaati sınırsız mıdır? Dilediklerine şefaat edebilirler mi ? Hayır, ancak   Allah (CC)’ın izin verdiği kişilere  şefaat edebilirler. Bu konumla da Rabbimizin dilediği kişiler ancak hidayete erebilmektedir.  Bir insanın şefaat kapsamına girebilmesi için,  Allah’u Teâlâ’ya şirk koşmayan tevhit ehli olması gerekir. Bunun yanında  O’nun  emirlerine asi  ve kullarına zulmetmiş olmamalıdır.  Hz. Resulullah (s.a.s.) meşhur bir hadi-sinde  şöyle buyurmuştur:: "Benim şefaatim, kalbi dilini ve dili de kalbini onaylayacak bir şekilde halisane bir kalple Allah'ın birliğini tasdik edenler içindir."(1)  Hz. Ali (k.a.v.) bütün insanlar için şöyle buyurmaktadır: "Peygamberlerin davetlerini kabul ediniz, onların emirlerine teslim olunuz. Amelleriniz onların dediklerine uygun olsun. Eğer böyle davranırsanız onların şefaatleri size nasip olacaktır."

     Yukardan beri izaha çalıştığımız gibi Şefaat  bir kişinin veya topluluğun  başka bir kişi lehine dua ve istiğfar etmesidir Yüce Kur’an’da bu durum emredildiği gibi   teşvik  de  edilmektedir.    “…O halde onları affet; bağışlanmaları için istiğfarda bulun.” (Âl-iİmran3/159) “…(kadınlar) sana biat etmeye geldikleri zaman onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Müntehine, 60/ 12) , “(Habibim) Hem kendinin, hem mümin erkekler ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile.” (Muhammed 47/19) Benzer şekilde Hz. Peygamberin şefaatini doğrulayan pek çok ayet bulunmaktadır. Dolayısıyla Yüce Peygamber bu dünyada müminlere mağfiret dilediği gibi,  öbür âlemde de ruhaniyetiyle mağfiret dilemekte, kıyamette mahşer yerinde de şefaatçi olup, onlar için af ve mağfiret dileyecektir.

     Necm Süresinde Meleklerin de İnsanlar için şefaatçi olduğu belirtilmektedir. “Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.(şefaat ederler)” (Necm 53/ 26) Meleklerin kendisine secde ederek ,yüceliğini tasdik ettiği Hz. Adem(a.s.) Miraç  gecesi,  Hz. Muhammed’e (s.a.s) “Ya Resulullah diyerek,  bütün insanların Peygamberi olduğunu tasdik etmiş; O’nun imametinde diğer peygamberlerle beraber namaz kılarak  Rabbi’nin katına  yollamışlardır . Bütün bu açık ve kesin  risalet ve rivayet  gerçeklerine rağmen, Peygamber’lerin, Melek’lerin, İns’in, Cin’in Peygamberi olan Hz. Muhammed (s.a.s)’in  şefaat yetkisi olmadığını söyleyebilmesi için kişinin kasıtlı değilse  aklından zoru olması  gerekmektedir(!)  

        Gelelim Şefaatin aksini savunan akademik kariyer sahipleri meselesine: Bir konuda Akademik kariyer yaparak üniversitede ders vermek,  o ilimde “yeterlilik” anlamına gelmez. Alim belirli bir konuda enine boyuna araştırma yapmış ve yaşamını o konuya adayarak, yaşadığı toplum ve insanlığa yararlı olmak için hiçbir menfaat gözetmeden çalışan kişidir. Yoksa televizyon kanallarında boy gösterip, yazdığı kitapların satışını yükselterek din üzerinden dünyalık servet sağlayan kişi değildir. İslam aliminin yaşamına Hz. Muhammed(s.a.s), Ehlibeyt ve Sahabelerin yaşamı önemli örneklerdir.

ŞEFAATİN SULTANI HZ MUHAMMED

      Daha önceki peygamberlerin peygamberliği yalnızca kendi kavimleri için, Hz. Muhammed’in (s a ) peygamberliği ise, bütün insanlık  içindir: “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir; fakat insanların çoğu  bunu bilmez ” (Sebe,34/28)

       “Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini, doğruluk rehberi Kur’an ve hak din ile gönderen Allah’tır Şahit olarak Allah yeter Muhammed, Allah’ın elçisidir Onun beraberinde bulunanlar, inkârcılara karşı sert, birbirlerine ise merhametlidirler… Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükafat vadetmiştir. ” (Fetih, 48/29) Elçilik görevi   birilerin algıladığı gibi postacılık değil,temsil görevidir.Temsil ise liyakatle olur. Elçinin yaşamı , davranışları ve sözleri  kendisini görevlendiren mercinin iradesine uygun olacağı gibi, kendiliğinde de bir şey söylemez. Bu nedenle Hz. Muhammed(sa:s.)’in yaşamı davranışları ve  söylediği sözler(Hadis) İslam inanç ve Hukukunun Kur’an’dan sonraki  ikinci ana kaynağını teşkil etmektedir. Çünkü Allah(CC) Kur’an’da “ Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının! (Haşr 59/7)  buyurmaktadır. Aksini söylemek Kur’an ve dolayısıyla Rabbi  inkara kadar gidebilir.

      Dünyevi bir misalle elçiliği anlatmaya çalışırsak, devletler bir başka devletle münasebetlerinde Büyük elçilerine tam temsil yetkisi vererek görevlendirirler. Verilen yetkiler yazılı bir fermanla Büyük elçinin eliyle karşı ülkeye iletilir. Buna diplomasi dilinde “itimatname” (Güven mektubu) denilmektedir. O itimatnameyle görevlen-dirildiği devletin en yetkili kişisinin huzuruna çıkarak “Güven mektubunu” sunar. Karşı ülkenin, “itimatnameyi kabul ederim, elçiyi kabul etmem” gibi bir lüksü olamaz..Çünkü İtimatnamesiz elçilik olamayacağı gibi,elçisizde güven mektubu olmaz. Bu nedenle Hz. Allah (CC)ın en büyük elçisi olan Hz. Muhammed Kur’an’dan, Kur’an’da Yüce Peygamberden ayrılamaz. Daha da kesin hikmetli bir şey söylemek gerekirse, “Kur-an Hz. Muhammed’in kalbine inmiş olup Zatı Paki   canlı  Kur’an’dır;” dolayısıyla Allah(CC)’ın en büyük ayetidir. Bu nedenle ruhaniyeti Makam-ı Mahmut’tadır. Alem-lere  rahmet olarak yalnız insanlara değil cinlerden de Müslüman olanlara şefaat edebilmektedir.“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik ” (Enbiya, 21/107)

       Alemlere rahmet olmak, şefaatçi olmaktan çok daha ileri bir mertebedir. Yine, ”Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok Rauf(şefkatli) ve Rahim(merhametli.) dir”.(Tevbe 9/128)  Yüce Allah, Hz. Peygamber’in kalbine, Kendi sıfatlarından merhamet ve şefkati koyması ve bunu da Kur’an’da bütün insanlığa bildirmesi, O’na şefaat hazinesinin anahtarını verdiğinin göstergesidir.

       Hz. Muhammed’in şefaat yetkisi olmadığını söyleyenler, Yüce Allah (CC)’ın Kur’an-ı Kerimde yukarıda kaydettiğimiz ayetlerle, aşağıda vereceğimiz ayetler ışığında  konuyu tekrar gözden geçirmelerinde yarar bulunmaktadır. ”Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.” (Ahzab 33/ 7) “Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa 4/ 80) Peygambere itaati Rabbimiz kendisine itaat olarak kabul etmektedir. Hz. Muhammed’e itaat etmek şefaatine nail olmaktır.  Çünkü Yüce Allah(CC) İslam dinini O’nun eliyle kurduğunu pek çok ayetle bildirmektedir. Bir kulu sevmesini de Peygambere itaate ve O’na  biat etmeye bağla-maktadır. “De ki; “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin günahlarınızı bağışlasın!” (Al-i İmran 3/ 31)) O’na uymak söylediklerinin tamamına inanıp  tasdik etmekle olur. Rabbimiz “ O (bildirdikleri) vahiyden  başka bir şey değildir.”(Necm 53/4) Peygam-ber(s.a.s.)’in şefaatini kabul etmeyerek  yok saymak, O’na  biat ve itaat etmemektir. o taktirde “ben Müslüman’ım, fakat benim Müslümanlığım Kur’an’dan anladığım gibidir.”  ve “Dinle ilgili, Kur’an’da Allah’ın bildirdiğinden başka bir şey yoktur.” (!) diyerek,   Sahih Hadisi şerifleri reddetmenin dinde  izah i olmadığı gibi, ilmi ve mantıki izahı  da yoktur!

      Allah (CC) ve meleklerin Hz. Muhammed (s.a.s)’i ne kadar çok sevdiklerinin   göstergesi, O’na yolladıkları selat ve selamlarlardan anlaşılmaktadır. ” …Allah ve Melekleri Peygamber’e çok salavat getirirler. Ey Müminler sizde ona selavat getirin ve tam teslimiyetle O’na selam verin”(Ahzap 33/56) Bu nedenle Müs-lümanlar  namazlarında tehiyatta 2 defa  O’na ve ehlibeytine selavat getirip  selam verilmektedir. Tasavvuf yolucuları ise günlük dua ve zikirlerinde yüzlerce salavatı vird edinmişlerdir.

       Şefaati inkar insanı küfre götürebileceği gibi, “ben günah işlemeye devam ederim, nasıl olsa Peygamberimiz bana şefaat ederek cennete girmemi sağlayacaktır.” Demek de yanlıştır; “benim günahım o kadar çok ki, kimsenin şefaati artık  bana yarar sağlamaz “diyerek, Allah(CC) ve Resulünden(s.a.s.)  ümidi kesip, tövbe etmemek de  o kadar  yanlıştır. “Ey Peygamber sana selam olsun” ,"Şefâat yâ Resulullah" demeyi caiz görmeyen zihniyet, “günde onlarca defa kendi nefislerini,  eşlerini, çocuklarını patronlarını ve dünyevi liderlerini överek, putlaştırmaya çalıştıklarının acaba farkındalar mıdır?

SON SÖZ YERİNE

     Seyit İmam Rıza (Hz.)’dan gelen bir rivayette,  Hz. Ali 'nın şöyle buyurduğu ifade edilmiştir: "Kim, Hz. Resulullah (s.a.s)'in şefaatini yalanlarsa, ona nail olamayacaktır." (2)   Şefaati  reddeden insanlar  farkında olarak ya da olmayarak Ümmetin Hz. Muhammed’e  Ehlibeyte ve  Sahabelere olan muhabbet ve bağlarını  bozmaya çalışmaktadırlar. Bu sevgi bağı, İslam ümmetinin birleştirici harcıdır. O ortadan kalkınca, birlik parçalanacağı için emperyalistler,” böl, parçala, yönet ve yok et” arzularına  kavuşmuş olacaklardır!

1- Ahmed bin Hambel Müsnet  hadis no: 7725, 10295

2-Bazı kaynaklarda  da bu hikmetli söz: “ Kim benim şefaatimi yalanlarsa ona kıyamette şefaat etmeyeceğim” şeklinde hadis olarak yer almaktadır.

Not:: Kütüb-ü Sitte  ve  bir çok kaynakta  şefaatle ilgili pek çok Hadis-i şerif bulunmakta-dır.;tamamını zikretmek bu yazının boyutlarını aşacağından metinde  birkaçını  vermekle  yetindik.  İlave olarak üç Meşhur Hadisi de burada zikretmekte yarar bulunmaktadır. Bana  beş şey verildi.... onlardan biri şefaat etmektir. Ben onu ümmetime saklamışım. O, Allah'a şirk koşmayanlar içindir." Tirmizi hadis no: 2360, İbn-i Mace : 4300, Ebu Davut: 4114, Ahmet Bin Hambel  : 12745     Hz. Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenler içindir. İhsan ehline gelince onlar için bir sorun yoktur" Tirmizi: 2360, İbn-i Mace: 4300, Ebu Davut: 4114, Ahmet bin Hambel  Müsned: 12745  Bir başka Hadis-i Şerifte  "Her peygamberin müstecab duası vardır. Her peygamber o duasını acilen etmiştir. Ancak ben duamı, ümmetime şefaat için kıyamet gününe saklamışım. Benim şefaatim ümmetimden Allah'a ortak koşmadan ölenlere nail olacaktır." Sahih-i Buhari: 5829, 6920, Müslim: 296, Tirmizi: 3526, İbn-i Mace: 4297, Ahmet  bin Hambel 7389

© 2035 by Daniel Lunsford. Powered and secured by Wix

bottom of page